15/10/2024
Nafaka konusu, günümüzde sıkça tartışılan bir meseledir. Bu konuyu incelerken anayasa çerçevesinde bireysel sorumluluk ve eşitlik kavramlarını göz önünde bulundurmak önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi, tüm bireylerin eşit haklara sahip olduğunu vurgular.
Evlilik, iki tarafın karşılıklı kararlarıyla şekillenir. Eğer bir taraf evlilik sürecinde kariyerini bırakıp ev içi sorumluluklar üstlenmişse, bu durum kişisel bir tercih olarak değerlendirilmelidir. Böyle bir durumda, sorumluluk almak istemeyen bireyin evlenmemesi gerekir; eğer evlendikten sonra rahatsızlık hissediyorsa, anayasanın sağladığı boşanma hakkını kullanmalıdır. Boşanmak isteyen bireyin karşı taraf tarafından tehdit edilmesi durumunda, devletin vatandaşını koruma yükümlülüğü vardır. Ancak bu durum, nafaka meselesiyle doğrudan ilişkili olmayıp, devletin güvenlik sağlaması açısından önemlidir.
Evlilikte rahatsızlık hissetmesine rağmen ayrılma kararı almayan birey, bu durumu kendi sorumluluğunda taşımalıdır. Evlilik boyunca ev işleriyle uğraşmak maddi özgürlüğü kısıtlasa da, boşanma sonrasında geçmişteki fedakarlıklar nedeniyle bir tarafa maddi yükümlülük yüklenmesi beklenemez. Her birey, yaptığı seçimlerin sonuçlarına katlanmalı ve başkalarına yük bindirmekten kaçınmalıdır.
Nafaka, geçmişte yapılan fedakarlıkları telafi etme aracı olarak görülmemelidir; zira evlilikte yapılan her fedakarlık, bireyin kendi tercihi ve sorumluluğudur. Evlilik kararıyla evine veya çocuklarına bakan birey, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre 18 yaşını geçmiş olduğundan sorumluluk altındadır. Devlet, bu bireylere hak ve sorumluluklar vermekte, dolayısıyla verdikleri kararlardan dolayı kendileri sorumlu olmaktadır.
Boşanma sonrası çocuk bakımı konusunda, velayet hakkına sahip olan tarafın, diğer taraftan cinsiyet fark etmeksizin, devlet tarafından belirlenen bir çocuğun ihtiyaçlarını karşılayacak masrafın yarısını vermesi yasal olarak zorunlu hale getirilmelidir. Ancak nafakanın yalnızca çocuk 18 yaşına gelene kadar geçerli olması gerektiği savunulmalıdır. 18 yaşına gelen birey, toplumda sorumluluk sahibi olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, boşanmış ebeveynlerin çocuklarına karşı yasal bir yükümlülüğünün kalmaması gerekir. Devletin çocuk esirgeme kurumlarında kalan çocukların 18 yaşında ayrılması gerektiği gibi, ebeveynler de çocuklarına 18 yaşından sonra maddi destek sağlama yükümlülüğünden muaf olmalıdır. Ebeveynler, tercihleri doğrultusunda çocuklarına maddi destek sağlamayı seçebilirler.